Masmavi Yolculuk

-->
Bodrum-Datça feribotunda dönüş yolunda, yedi gün boyunca misafir olduğumuz masmavi Gökova’ya uzaktan, bu defa kürek çekmeden bakıyoruz. Bir hafta önce Datça Körmen Limanı’ndan başlayıp Bodrum Limanı’nda tamamladığımız ekspediyondan kalan anılarla bir hafta öncesine ilk güne dönüyorum. 

Foto: Saner Gülsöken
Datça Yarımadası’nın ucuna doğru kayakların suyla buluşacağı yer olan Körmen Limanı’na ilerliyoruz. Seyrine doyulmaz Gökova Körfezi ayaklarımızın altında uzanıyor. Denizin güneşle parlayan yüzünü izlerken önümüzdeki günlerin heyecanı içindeyiz.. Arabayla son noktamız Körmen Limanı. Tozlanan kayaklar için suyla buluşma vakti. Teknik malzeme sponsörümüz Alternatif Turizm tarafından sağlanan iki adet k1 kayağıyla ekspedisyonu gerçekleştireceğiz. Tek kişilik kayaklar k1 çift kişilik olanlar ise k2 olarak adlandırılıyor. Sea-Kayaklar üretilirken birkaç bölmeli tasarlanıyor. Devrilme anında yüzerlilik, hız, su geçirmezlik ve yükün dağılımı böylece optimize ediliyor. Bagajlar yiyecek içecek kamp malzemeleri ve kişisel eşyalar için. Arka bagaja, öne göre daha ağır yükleme yapılması doğru yöntem. Sea kayakların bagajları neopren malzemeyle ve plastik bir kapakla korunuyor, çok özel durumlar dışında devrilse dahi içlerine su almıyorlar. Malzemelerimizi poşetelere koyarak ek bir önlem alıyoruz. Fotoğraf makinesi, telefon, cüzdan gibi kesinlikle ıslanmaması gerekenler su geçirmez çantalarda, artık kayaklarda hazır. Kürek çekmek için sabah olmasını bekliyoruz. 

Foto: Saner Gülsöken

Uzun zamandır planlanan projede hareket zamanı, kayakların suyla buluşmaları erken bir saat olmasına rağmen bizi dalgalı bir deniz karşılıyor. Gökova’nın adı körfez ama ruhu açık deniz! Hiç beklenmedik anda kabarabilen fırtınalar kopan bir deniz halini alabiliyor. Dağlar arasında sıkışan rüzgarlar, yüzeyde hortumlar oluşturabiliyor, neyse ki rüzgar arkamızda yol almaktayız. Gökova’yla tokalaşarak başlıyoruz ilerlemeye. Başlarda hızımız yavaş, ısınma amaçlı düşük bir tempoyla kürek çekiyoruz. Performansımızı ekonomik kullanarak verimimizi tüm güne yaymak niyetindeyiz. Bu kayakla yapılan uzun yolculuklarıda tavsiye edilen yöntem. Zaten planımız bir hız yarışcısı edasında gezimizi tamamlamaktan ziyade olabildiğince çok yere uğrayıp, Gökova’nın tadını çıkarak Bodrum'a ulaşmak. İkisi su geçirmez üç fotoğraf makinamız var. Sualtı kameralarından birinde meydana gelen mekanik arıza canımızı sıksa da dalgalı bir denizde devrilmeden gelebildiğimiz Alavara’ya yaklaşınca keyiflerimiz yerine geldi. Karada birkaç ahşap baraka görülen bu yerde kamp atmak üzere karaya yanaşıyoruz, odun kömürüyle geçinene birkaç ailenin yaşadığı bir yer burası. Etrafta tavuklar katırlar onların arasında koşturan çocuklar var. Mustafa Aydemir ve ailesinin koya yanaşırken başlayan karşılamaları akşam dolmalar ve çaylarla devam ediyor.

 Foto: Saner Gülsöken

Tüm gece devam eden rüzgar sabah azalmış olsa da denizin kabarıklığı devam ediyor. İkinci günümüzde de rüzgarı arkamıza alıyoruz. Kayağın devrilmesi durumunda sualtındayken belli bir  açıyla yapılan kürek vuruşuyla normal pozisyonunuza dönebiyorsunuz. Eskimolardan gelen bu tekniği uygulamak yüklü kayaklarımızla  pek kolay değil! Tek kişiyken yüklü bir kayağı doğrultmak zor olduğundan, pek çok doğa sporunda olduğu gibi solo geziler tavsiye edilmiyor, bu işi ekiple yapmak önerilmekte. Öte yandan ekiple gerçekleştiriyor olsanız bile denizde olabileceklerin tahminlerinizi aşabileceğini düşünerek, tek başına kalacakmışcasına hazırlıklı olmak zorundasınız. Uzun mesafe yolculuklarında  kayak sürebilme kabiliyeti yeterli değil, yanı sıra kişinin deniz hava durumundan, kıyı deniz navigasyonundan ve kampçılıktan kararında anlaması gerekmekte. Bu konularda bilgi sahibi olmadan denize açılmak ciddi problemlere yol açacaktır. Poseidon genelde beklenmeyeni sunmasıyla meşhurdur!
 Foto: Saner Gülsöken

Dalgalarla akarak fazla kürek çekmeden Mersincik Burnu’na ulaştık. Üzerinde ufak bir fener olan burun sayesinde koy, korunaklı, dalgasız rüzgarsız bir yer olmuş. Ağaç gölgesine hasret tüm gün kavuran güneş, batışında yaydığı renklerle keyfe dönüşüyor. Havanın kararmasıyla denizde sakinleşti. Yıldızları yorgan yapıp periyodik dalga sesleriyle uykuya dalıyoruz. Sabah süt liman bir deniz var karşımızda. Sakin sakin ama düzenli kürek çekerek ulaştığımız Yediadalar’da verilen molanın ardından Tuzla Limanı’ndayız. Datça’dan bu yana kürek çektiğimizi öğrenen mavi turcular sıcakta alabileceğimiz en güzel hediye olan soğuk sularını sunuyorlar.  Sığ sulara diğer deniz araçlarının aksine rahatça girebildiğimizden hem cam göbeği turkuaz tonlarına daha yaklaşabiliyor, hem de sessiz koylarda  konaklama yapabilmekteyiz. 

Gökova’nın denizi kadar bitki örtüsü de dikkate değer en sık rastlanan ağaç, kızılçam. Karaçam, fıstık çamı, ve sedir türleri en yaygın olanlar. Sayıları çok azalan sığla veya günnük ağacının gövdesinden sızan reçine, balla karıştırılıp içildiği zaman her türlü mide hastalığına iyi gelirmiş. Bölgede değişik türde hayvanlar da yaşamakta. Balan Dağı'nın arkasında kendilerini pek göstermeseler de ayılar mevcut. Tilki, porsuk, sansar ara sıra görünmekteymiş. Çakal ise neredeyse kayıpmış. Nüfusu yoğunlukta olansa yaban domuzları. Orman yangınları bu zenginlik için en büyük tehdit. 

Foto: Saner Gülsöken

İngilizler burada mı diye sorar Mephisto, Faust'un Walpurgis Gecesi sahnesinde. İngiliz Limanı adının nereden geldiğini öğrendiğim hikâyede de Birinci Dünya Savaşı esnasında Almanlar'ın böyle sorup, bu koylarda saklanan İngiliz gemilerini arayıp bulamadığından bu ad verilmiş. İngiliz Limanı'nda efsane denizcimiz Sadun Boro'nun yaptırdığı denizkızı heykeliyle bir hatır fotoğrafı çektirmek için dalgalarla cebelleşirken bir tehlike atlatıyorum; yanımızdan geçen bir gezi teknesinden atılan oltasının misinası son anda göz hizzamda görüp bir refleksle üzerimden atabiliyorum. Teknelerle dolu bu koyda su takviyesi yapmak üzere karaya çıkıyoruz. Datça'dan bu yana kürek çekiyor olduğumuzu duyanlar şaşkınlıkla karışık takdirlerini iletiyorlar. Geceyi geçireceğimiz Boncuk Koyu'na doğru yol alıyoruz. Koy, buraya çiftleşmeye gelen kumsal köpekbalıklarıyla ünlü. Köpekbalıklarının yanı sıra lagos, mercan, uskumru, palamut balıkları buranın ev sahibi. Balıklar kürek çekerken bize eşlik edip karşılama yapıyor gibiler. Körfez'in kuzey kıyılarına geçmeden önce Sedir Adası'na uğrayacağız. Eski adı Kedrai, Hellen dilinde "Sedir ağaçlı yerin adı" anlamını taşıyor. Sedir Adası'nın kumsalı bir doğa harikası, tümüyle değişik bir oluşuma sahip bir kumu var. Küçücük deniz kabuklarının iğne başından az, iri yuvarlak kabuklardan oluşmakta. Bu tür deniz kabuklusu Türkiye kıyılarında çok rastlanan tür değil. Kleopatra Plajı diye bir adı varsa da Kleopatra'nın ne bu kumsalı oluşturmakla ilgisi ne de buraya gelmişliği konusunda bir bilgi var! Bu harika kumsala kayaklarımızı çıkarıp ada üstündeki antik tiyatroyu ve kalıntıları geziyoruz. Gökova'nın bir bir diğer adı Kerme Körfezi. Bu bölgede kelimeleri yuvarlatıp kısaltma geleneği olduğundan sözcükler başkalaşmışlar. Eski bir adı Sinus Ceramicos, körfezin kuzey kıyılarında yer alan Keramos kentinden gelen bir isim bu. Bu kentin kalıntıları bugünkü Kerme veya Gereme kasabası, daha bilinen adıyla Ören yakınlarında. Bu kent sakinleri ürettiği çanak, çömlek, küp, amfora ve testileri çok yere satarlarmış.

Foto: Saner Gülsöken

Körfez'in kuzeyine geçişe başladığımızda, çok iyi bir zamanlama yakalıyoruz. Sessiz sakin süt liman sular üstünde kolay bir geçiş yapıyoruz. Sessizlikte kürek çekerken zihnimiz kişisel değerlendirmeler yapma imk'anı üst seviyede. Kıyılarında yol aldığımız Akbük-Ören arası sığınılabilecek çok az yer var. Uzunca bir kısım neredeyse düz duvar. Sekizbuçuk saat süreyle kürek çektikten sonra sinsi sinsi çalışan, Can Yücel'in karşı kıyılardan görüp "Dante'nin Cehennemi'nden alıntı" diye nitelediği, Ören Termik Santrali'ne bakıp benzer hislere kapılıyoruz. Gökova'nın güzelliğine hiç yakışmayan bir görüntüye sahip bu santral. Buralarda çoğunlukla rüzgara karşı kürek çekiyor olmaktan hızımız oldukça düştü. Gün boyu rüzgara karşı çekilen kürek gününü Çökertme'de yelkenli tekneleriyle Türkiye kıyılrında yaşayan Alman dostlarımız Joahim, Maria ve köpekleri Fındık'la karşılaştık. Keyif dolu sohbet ve yemeklerle gecemizi sonlandırıp, yeni hedefimiz Alakışla'ya hazırlanıyoruz. Alakışla etabında kürek gününü biraz erken sonlandırıp koyun tadını çıkarmaya karar verdik. Ertesi gün gücü azalmış rüzgârlı hava yerini artan sıcakta Yalıçıiflik bir sonraki hedefimiz. Saner'in Karada' arkasından dönerek bir geceyi adada geçirme önerisiyle rotamızı adaya çevirdik. Kaçakçı Koyu'na konaklamak üzere yaklaştığımızda dalış teknelerinde arkadaşlarımız en güzel hediye soğuk sularla bizi karşıladılar. Kayak üstünde geçen günlerimizin son gecesindeyiz. Kutlamayı Joahim ve Maria'nın hediyesi bir şişe şarapla, içi kaşar peyniriyle dolu kırmızı biberlerimizle yapıyoruz. 

 Foto: Saner Gülsöken

Toplam 95 millik kürek yolculuğumuzun son noktası Bodrum. Bodrum Limanı'na vardığımızda, Datça'dan buraya kürek çektiğimizi duyan bir kişinin sorusu patlıyor; "iyi de niye bunca yolu feribotla yapmadınız?"  Kayaklarımızı feribota yükleyip Datça'ya dönüyoruz. Bir haftalık masmavi yolculuğumuzdan kalanlarla açıklardan Gökova'yla vedalaşıyoruz.

Saner Gülsöken'le birlikte yaptığımız "Masmavi Yolculuk" Atlas Dergisi ve Alternatif Outdoor desteğiyle gerçekleştirilmiştir.
http://www.kesfetmekicinbak.com/fotograf/macera/06912/?shpcmt=1
www.alternatifraft.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Deney (2)

Ankara'nın Logosu

Yahudi Mahallesi